Niyetleri kesindi: Marmara’yı geçip payitahtı alacak, koca bir imparatorluğun son nefesini keseceklerdi. Onlar için bu, sadece birkaç haftalık bir seferdi.
Ancak hesaba katmadıkları, bir şey vardı: Türk Milleti’nin vatan sevgisi ve istiklal aşkı.
İşte tam da o günlerde, tarih yeniden yazıldı. Mermisi bitince süngüsünü takıp "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!" diyen Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in iradesiyle yazıldı! 215 kiloluk mermiyi, "Ya Allah!" diyerek sırtlayan Seyit Onbaşı’nın insanüstü gücüyle yazıldı! “Gidiyoruz ama dönmeyi hiç düşünmüyoruz" diyen ve tamamı şehit düşen o kahraman 57. Alay’ın kanıyla yazıldı!
Çanakkale, metrekareye 6.000 merminin düştüğü bir cehennem değildi sadece. Çanakkale, lise çağındaki gençlerin kalem bırakıp tüfek tuttuğu, "tıbbiyelilerin" mezun olamadan toprağa düştüğü, bir neslin feda edildiği yerdi. Bastığımız yerleri toprak diyerek geçmeyin; o toprak, 253 bin vatan evladının canıyla sulanmış, "geçilmez" kılınmıştır.
Bugün, bizler bu salonda özgürce nefes alabiliyorsak, bayrağımız göklerde vakurca dalgalanıyorsa; bu, kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle bir milletin verdiği son nefesin bir borcudur. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, canlarını bu toprak için feda eden tüm şehitlerimizi sonsuz bir minnet ve rahmetle anıyoruz. Ruhunuz şad, vatan size minnettar olsun. Çanakkale her zaman geçilmez kalacak!




